Seiteninhalt
BURUNÖREN KÖYÜNDE YAĞMUR DUASI
Topraklar susamıştır yağmura. Ekinler, otlar sararmaya başlamıştır susuzluktan. Çiftcinin gözü göklerde ara sıra güneşin önünü bir perde gibi kapatan bulutlardadir. Bulutları güneşin önüne birileri çekiyor, çiftciyi umutlandırıp sevindiriyor ama ansızın geri açıp umutları, beklentileri hayal kırıklığına uğratıyordu.
İşte o andan sonra çiftcinin umudu el açıp Allah`a dua etmeye kalıyordu. Muhtar ve köy ihtiyar heyeti, köylüyü toplayıp karar veriyorlardi. Tek çare yağmur duasına çıkmaktır.
Çocukluğumda yapilan bir yagmur duasında bende bulunmuştum. Bu unutulan geleneğimizi buraya, gelecek nesillere anı olsun diye aktarmaya çalısacağım...
Karpınar köyünden Hanifiağa Dede (Allah rahmet etsin) davet edildi. Dede`nin emri üzerine kurban kesildi ve köyde ziyaret diye bilinen yerde halk toplandı, ateş yakıldı, büyükce bir kazanda yemek pişirildi. Dede duasını okuyarak göğe eller açıldı, hep birlikte dualar okunmaya başlandı, kurban yemeği halka dağıtıldı. Ve yedi yaşina girmemis iki çocuk (biri bendim) mezarlığa gönderildi. Bir mezarın basşından veya ayak ucundan sapıtma ağacı sökülerek köyümüzün kıyısından geçen Kızılırmak' a atılması söylendi. (Akarsu olması gerekirmiş). Söylendi ama atıp gelirken kesinlikle arkamıza bakmamamızı tembih etmeyide unutmamışlardı. (Sebebide dualarin kabul olmayacağı inancından kaynaklanıyor). Söyleneni yaptık, geri dua yapılan tepeye halkın yanina geldik. Bu işi yaptığımız içinde bize emeğimizin karşılıgı olarak para verildi...
Sonra mı ne oldu? Hayret edilecek bir şekilde yağmur yağmaya başladı. Sanki gök yarıldı, bütün suyunu boşaltıyordu.Öyle bir yağmur yağdı ki bu anıyı çocukca olan belleğime kazımaya sebeb oldu. Çiftcinin de yüzü güldü, otlar, ekinler hasretine kavuştu. Bu arada açıklamayı unuttuğum, belkide okuyanların sorabilecekleri bir soruyu da yanıtlamak isterim. Neden yedi yaşına basmamış çocuk? inancımıza göre yedi yaşına basmamış çocuk sebi dir.Yani günahsizdir. O nedenle olacak. Bir keresinde sordugumda da bana böyle demişlerdi!
Bazen kendi kendime soruyorum, şimdi de Dede`siyle-Hoca`sıyla çıkılsın bakalım! Okusun duasını, eller göğge açılsın, gerekenler yapılsın ve yağsın yağmur. Yagsin yagmur da kirkbeş yaşında ki belleğime kazınsın.
Hiç zannetmem. Ya o zamanlar insanlar daha temizdi, daha saftı. Bu saflık aptallık değildir. Yürekten inanma, Allah(C.C.)`a inancla yalvarmadir.
Şimdiki Dede`lere - Hoca`lara bakıyorumda birbirine yumruk atiyor. Ballı kaymağı sen yiyeceksin, ben yiyeceğim diye...
Bu anı yazısın noktalarken aklıma ŞENER ŞEN'in "SATLIK KÖY HARAPTAR" filmi geldi. Filmin Harran'ın çatlayan topraklarında Hoca'yla yağmur duasına çıktığı sahne gözümün önünde canlanıverdi. Orada söylediği sözü sizlere aktararak ve yoruma açık olarak bu anıyı, unutulan geleneğimizi noktalıyorum.
<<Bu uğursuzluk ya Hoca'dan,yada bizden. Yüzümüze düşen bir damla yağmur ise Allah'ın bize acıdığındandır.>>
Saygilarimla...
Muzaffer ARICA Selb/09 MAYIS 2005
KONUYLA İLGİLİ EK BİLGİ , YADA BİR BAŞKA KONUDA BİLGİ SUNMAK İSTEYENLER info@burunoren.com elektronik posta üzerinden BİZE ULAŞTIRABİLİRLER.
-o-