Burunören KÖY ODASI
Köy Muhtarı Mehmet Demir
Burunörenden Geçmişten Gelecege Bir Gurup
Kerpiç Kalıbı
At Arabası
Süleyman mercimekli plav yaparken
Güldane ve Secati'nin sevgilisi Yunus bey
Burunören'de Hacı Çavuş'un evi

Ziyaretçi defterinde en son kayıtlar

03-07-09 17:01

Ayhan Şahin:

Bütün köy halkına selamlarımı sunarım..Köyümüz [...]

02-07-09 18:57

Av.Mahmut ERDEM:

Hamburg Savcılığına suç duyurusu [...]

01-07-09 08:52

Kemal Korkmaz:

2 Temmuzu unutmadık, unutmayacagız,unutturmayacagız. [...]

30-06-09 01:42

RadyoDenizlerinSesi :

Merhaba, düzenlemis oldugumuz anma programinda. Göstermis [...]

25-06-09 01:25

Ozan KILIÇ:

Merhaba Erenler... Ben kale köylü oldugum halde [...]

devamı

KÖY ODASI, hergün Almanya saati ile 20:00 den 21:00'e kadar AÇIKTIR - (Türkiye saati 21:00 - 22:00 arası) ...

 

 

 

 

Araplar / Nurettin Yılmaz

Tez köyü´nün Paşalı yakasında yaşadıklarından mıdır nedir, Araplar mahallesinde yaşayanlar , karatren hesabı güne biraz tehirli başlarlar.
Hoş, Torunlar yakasında yaşasalardı da gene de fazla bir şey değişmezdi Tez Köyü´nün Araplar´ı için.

Bir bahar sabahı: Serçe Mevlüt çelene oturmuş ovaya giden arapları ´´denetliyordu´´ gene,,,,
Solak Muharem´e: tohum çuvalını; Hasanhoca´nın Kör Halil´e cıvgarı; Kör Yusuf´a zelveleri ve pulluk özegini;

Kör Osmanın Mustafali´ye her zaman ki gibi öküzleri soruyordu. Nadas etmeye ya da ekin ekmeye giden insanlara pulluk , koşum, cıvgar , özek demiri
sorulurdu sorulmasına da, öküz de sorulmazki demeyin, çünkü ; Araplar ile komşu iseniz bilirdiniz ki; çifte giderken öküzü ahırda unutmaları vaka-i adiyeden(sıradan bir olay) sayılırdı.

imece kurup nadası beraberce, tezelden tamamlamaya karar veren araplar, üçünü, beşini, mitillerini de alıp ovaya gittiler tarlada yatıp zamandan kazanmak için.
Ikindin üstü öküzleri güdüp doyurdular, akşam ezanına yakın dediler : ay daha doğmadı, şimdi yatalım, ay doğunca kalkar nadasa başlarız sabaha da, bu tarlayı dört sabanla bitiririz evvelallah.Yemeklerini yediler, aydoğunca uyanmak üzere haflı yattılar.
Birisi erkenden uyandı, kaldırdı öbür ´´yedi uyuyanlar misali´´ uyuyan Arapları. Kalkın dedi; aydoğmuş.

Uyandılar yüzlerini yıkadılar, içlerinde uyanık olan GIDIN Ali bağırdı; ne ay doğması bu güneş, güneş!!

Salı günü pazara giden köylüleri gördüler, zaten gün kuşluk vaktine gelmiş, sıcak bastırdı bastıracak, öküzlerin başında birisini bırakıp onlar da gittiler eller gibi ´´Azziye´´ pazarına.
Yolda, amcaları Mustafali´yi, Mustuğun Fakı´yı, Solak Muharemin Ahmedi gördüler.

Ahmet; nohut satmaya, Mustafali öküzleri satmaya ,Mustuğun Fakı sadece pazar pazarlamaya gidiyordu.

Eşekleri Kazım´ın hana bagladılar.
Azziye pazarı de yeni yeni kuruluyordu:
Bolavadin´li karalastikçiler cıslavıt´ları, ´´abidin´´ lastiklerini, gamyon tekerinden bozma kocaman babıçları seriyorlardı gayretli gayretli.

Codu´nun Osman Dandın´dan getirdiği karçuvallarını çözüyordu, az yorgun, çok uykusuz.. asfalta sıcak cökünce; ´´karlı buzlu,,, analı kızlı´´ diye bağıra çağıra buzlu su satacaktı bardak bardak ciğeri yananlara. Pire ilacı satan Deli Ceylan; bir taraftan penisillin şişelerine doldurdugu ilaçlarını kücük tezgahına dizip, bir taraftan da, gösteride ´´bakın üç sayınca ölecek´´ diye millete gösterecegi kocaman karafatmaya benzer böceklerini kontrol ediyordu, saglıkları yerinde mi diye. Destancılar; bir yandan destanlarını katlarken, bir taraftan da ezberlerini kontrol ediyorlardı alçak ses ile mırıldanarak.Bursa bıçakcıları, mantılarını, ekmek bıçaklarını, tahralarını sıralıyorlardı tezgahlarına.

Niyet çeken tavşanlarını kutularından cıkarıp kafeslerine koyan niyetciler nasiplerini bekliyorlardılar sabırlı sabırlı.

Serçe parmak kalınlıgındakı bir sicimi, bir üflemde kesen jiletleri satanlar da, hafiften ıslatıyorlardı sicimlerini. Nedense;bir üflemede sicimi kesen jiletler incecik sakalları kesmezdiler, yüzünüzü yaralamadan bir kere bile traş olamazdınız, ama gene de bir paket jilet alırdınız kesmeyeceğini bile bile.Uzun carşi´nın Hükümete bakan yanında ; ayakabı boyacıları, cekirdekciler, pamuk helvacılar,ballıcılar, simitciler....
Kahveciler sandalyelerini düzeltip, demlikleri sıralıyorlardı ocaklığın üstüne.
Gatık pazarında, zabıtalar bir düzene koymaya calışıyorlardı, köylü kadınları ile yogurt helkelerini.

Malpazarında Emirdağ celepleri ; köylünün malına baştan fiyat biçip ,gelen malı kendi aralarında payapence etmenin hazırlıgını, pazarlıgını yapiıyorlardı, alcak sesle, o da olmazsa kaş göz işaretiyle anlaşarak.

Bizim Araplar da pazarı pazarladılar ....

Mustuğun Fakı baktı bir kalabalık var, sokuldu az. seyyar satıcı, ´´leke sabunu ´´ satıyordu. Satıcı baktı,kalabalıkta kirli yakalı birisini arıyordu; malının ne kadar kaliteli olduğunu göstermek için . Gördü Mustuğun Fakı´yı; dedi; amca gel, herhalde
senin evde hanım yok, çıkart şu ceketiyin yakasıyınan takkanı bi temizliyelim, Temizledi.
Ikindin oldu,Araplar da herkes gibi köye geldiler.

Ahmet´in nohut kesesi yerine, tarhana kesesini götürdügünü söylemesi iki haftasını aldı. Safinaz yenge tarhana çorbası pişirmeye kalkmasa, daha da uzun saklayacaktı sırını..
Mustafali öküzleri satamadı o hafta, ama akşam oturunca aklına geldi; satmaya götürdüğü öküzleri Kazım´ın handa unuttuğunu.

Mustuğun Fakı evindeki, iki gelinini, iki kızını, bir de hanımını karşısına alıp bir güzel haşladı; ´´beni leke sabunu satanlara´´ muhtaç ettiniz diyerekten.

Dostlar...
Anlattığım insanlar; benim babam, dedem, amcam,sülalem.

 

 

Tez Köyümüzün Gencleri

Nurettin Yılmaz

Gıtlık yılları çıkalı olsa olsa 10 sene olmuş.

İnsanların açlık korkuları taze, duaların daim Hakk´a oldugu zamanlardı.
Gelvelakin, sadece dua yetmiyordu karın doyurmalarına, illa ki tarla takka, mülk de gerekiyordu geçim için.
Dört oğlan bir kız, iki de ana baba, etti yedi nüfus, dört dönüm taşlı tarla, yemiyordu işte.

Gerçi gurban olduğum Rabbim veriyordu rızklarını , gıt ganaat geçinip gidiyorlardı.
Hoş, komşu da onlardan kalmazdı; onlar da beş oğlan bir kız, iki de ana baba, bir de gardaş, 8 boğaz da dört dönüm daşlı tarladan çıkacak mahsule bakıyordu.
Yetmiyordu işte, ne edersen et, arpa ununa ne gatarsan gat, yetmiyordu boğazları doyurmaya.

Dağda kömür yakmakla, Emirdag´ın da odun kırıp, amelelikle de olmuyordu...
Ama, Allah Kerim´di...
İki ailenin de oğlanları yetti büyüdü, evlenecek zamanları geldi. Geldi gelmesine de elde yok avuçta yok, kim kız verecek bu "gedeler", gerçi köyün büyük bir bölümünün hali aynıydı aynı olmasına da, herkes komşusunun garipliğine düşkünlüğüne bakıp bakıp kendi hallerine şükrediyorlardı, sanki kendileri farklıymiş gibi.
İki yaştaş ,iki arkadaş , iki kafadar, baktılar ki olmuyor, ana babaya kalırsan da ; ne haliniz varsa görün, bizden medet ummayın halleri var gibi...

Bir gün: Ne bu yaa dediler?
Biz niye aranıp duruyoruz? Ne oradan buradan kız arıyoruz?
Sende var bir bacı, bende var bir bacı, tutuşalım el ele kaçalım, anca biz kendimiz, kendi başımaza kurarız evimizi yuvamızı.
Kaçacaklardı da... nereye, arayı kim bulacaktı?
O anda akıllarına geldi: Tabii ki Karacalar´a kaçacaklardı, ´´Zehre Bacı´´nın yanına kacacaklardı.

Anaları babaları kıramazdılar Şıh Gızı´nı, O´nun dediğinden dışarı bir adım dışarı çıkamazdılar.

Karar verdikleri günde tutuştular el ele, iki bacı iki kardeş, arkalarından analarının bağırıp ağlamalarına aldırmadan, "ver elini" Karacalar Köyü...
Köyde "kız anaları" ikisde öğütleşmiş gibi aynı kakıncı, aynı ağıdı yaktılar kızlarının ardından:

"GEDE, GIZIMI KAÇIRDI"
Köylüler, gülümsediler, ama hiç birisi ayıplamadı kaçan gençleri, iyi etti çocuklar dediler.
Zehra Bacı "Nikahlarını gıydı" gaçakların".

Habar saldı Tez´e, gelin alın çocukları, dağda daşta gezdirmeyin.
Emir büyük yerdendi; Ne Çakıcının Zeynep, ne de Keloğlanın Hüsne itiraz etmediler. Yüce Rabbim bu çocukların yazılarını da böyle yazmıştı.

Sonra ne mi oldu?

Gün döndü, devran değişti, Belçika icad oldu, Aslan gibi delikanlıydılar, gurbette çalıştılar çabaladılar. Köyün en verimli tarlalarını aldılar, köye en güzel evleri o "gedeler"!!! yaptırdılar. Köyün en cömert ve de hayırsever insanlarıdırlar.
Yıllar sonra ikinci kızını başka köye gelin eden Hüsne ebe agıt ettiydi: "Kapaklı gabımın ağzını acmayan gızım, Köyden bir er bulup da kaçmayan gızım´´.
İnsanoğlu ne´yim değil, ne olacağım demeli sözü, sanırım böyle durumlar için söylemiştir.
Allah mülkü dilediğine verir.
İyi günümüz de olacak, kötü günümüz de.

Sabrını da O´ndan dilemek en güzeli.

Gününüz güzel olsun.